Hekimlerin Ayakta Tuttuğu Türk Tıbbı
Ahmet Çağlar/3 Mayıs 2026/1 okuma/2 dk okuma
Hekimlerin Ayakta Tuttuğu Türk Tıbbı
Günümüzde basına yansıyanın aksine “doktora şiddet” vakaları Türk sağlık sisteminin en nadir problemlerinden biridir. Senelerdir kötüye giden sağlık sistemimiz bakanlığın son uygulamalarıyla “dönülmez akşamın ufku”na doğru hızla ilerlemektedir. Bu yazıda amacım, ileride ülkenin aydın kesiminden olmayı amaçlayan sizlere problemler hakkında genel bir bakış kazandırabilmek, gelecekte gücünüz nispetinde çözüm bulmanız için motivasyon sağlamaktır.
Birkaç senelik kısıtlı gözlemime dayanarak en büyük sorunun, hükümetin senelerdir sağlık hizmetini ihtiyaçtan ziyade istek gibi pazarlaması olduğunu düşünüyorum. “30 sene önce hastane sırası oluyordu”, “doktor bulamıyordunuz” gibi basit argümanlar; hastaneyi sosyalleşme ortamı olarak görenler için kolaylık sağlamaktadır. Senelerdir övülen sigorta sistemimiz, aynı kişilerin 2-3 haftada bir aynı branşa muayene olabilmesini mümkün kılmaktadır.
Sağlığın ihtiyaçtan çok talep üzerine erişilebilmesi, hastaların sınıflandırılmasına dayanan “triyaj” sistemini ve sağlık basamaklarını ortadan kaldırmıştır. Tek tuşla her branşın profesörüne randevu alabilen hastaların günümüzde ‘boynundaki damar kaşındığı için’ kalp damar cerrahisine başvurabilmesi bu absürt sistemin sonucudur. Halbuki aile hekimlikleri ve 1. basamak sağlık hizmetleri, halkın temel sorunlarını sınıflandırmak ve gerekirse üst basamağa yönlendirmek için vardır. Ne yazık ki son 10 senedir itibarı sıfırlanmış aile hekimleri artık kronik hastalığı olanların ilaç yazdırmak için bile gitmediği bir kuruma dönüşmüştür.
Yukarıda bahsettiğim iki sorunun en problemli sonucu, ihtiyaç duyanın sistemde kendine yer bulamamasıdır. Amiyane tabirle keyfinden randevu alabilenler sebebiyle neredeyse tüm branşlarda randevu kıtlığı yaşanmakta, hastalar 14 gün sonrasına anca randevu bulabilmektedir. Bakanlık ise son yıllarda sistemi rahatlatmak yerine hekime yük bindirecek şekilde randevu sürelerini kısaltmıştır. Çokça yakınılan “5 dakikada bir muayene” tabiri Türk tıbbına son 8-10 senede girmiştir. Kardiyoloji, pediatri gibi bütüncüllük gerektiren bölümlerde 2 dakika gibi muayene süreleri gerçek dışıdır. İronik şekilde bu yetersiz sürede bir şeyi gözden kaçırırsa malpraktis davası ile milyonlarca tazminatı yine hekim ödeyecektir.
Keyfinden randevu almanın bir diğer yüzü acile elinde kimlik olan herkesin girebilmesidir. Yeşil alan denen sistem, asla aciliyeti olmayan hastalara gereksiz hizmet sunma merkezidir. 2 senedir ağrıyan beli için gece yarısında doktora gitmek isteyenler, yarın okulu/işi olduğu için boğaz ağrısını 12 saat içinde çözmek zorunda olanlar ve niceleri bu alanı işgal etmektedir.
Günümüzün problemlerinden olan liyakatsizlik ve işi ehline yaptırmama tıpta da epey yaygındır. Hekimlik bir yana sağlık geçmişi olmadığı halde yönetim kadrosuna atanan idareciler personeli aşırı çalıştırmayı doğru bulur.
Bahsi geçen problemi derinleştirmek ister gibi bakanlık geçtiğimiz aylarda yeni bir yönerge yayınlamıştır. Bu yönerge kapsamında başhekimlere performans puanı getirilmiş, hastanedeki muayene sayısına göre prim belirlenmiştir. Bu sistem hizmet kalitesini düşürmekte ve yükü artırmaktadır.
2024’te yayınlanan aile hekimi maaş algoritması ile gelir sayısız faktöre bağlanmıştır. Bu sistem hekimin maaşını azaltma eğilimindedir. Antibiyotik yazsa da yazmasa da, hasta memnuniyeti düşük olsa da olmasa da maaş kesintisi riski vardır.
Güncel sistem her sorunu personeli daha çok çalıştırarak çözmeye çalışıyor. Bu da hekimleri başka ülkelere veya sektörlere yöneltiyor. Gidişat, özel hastanelere yüksek ücretler ödenmeden tedavi olunamayacak bir düzene doğru ilerliyor.
Ahmet Çağlar
22.12.2025