Odysseus, Lotus Çiçekleri ve League of Legends
Mustafa Numan Yılmaz/8 Ekim 2026/2 okuma/4 dk okuma
Odysseus, Lotus Çiçekleri ve League of Legends Doğrunun ve yanlışın ne olduğu, hayatın nasıl yaşanması gerektiği, mutluluğun ne olduğu gibi sorular kendimi bildim bileli ilgimi çekmiştir. Ne mutlu bana ve bu sorularla ilgilenenlere ki bunlar yalnızca benim ya da 21. yüzyıl insanının sorduğu sorular değil. Bu sorular insanın var olduğu ilk günden beri defalarca sorulmuş, defalarca da cevaplandırılmıştır. Üstelik bu cevaplardan bazıları binlerce yıl sonra bile ayakta kalmıştır. Bu sorulara cevap veren bir anlatı düşünün: çağlar boyu kulaktan kulağa aktarılsın, sayısız millet tarafından sindirilsin, yüzyıllarca insanoğlunun düşünce süzgecinden geçsin; aynı konuya değinen ve ondan beslenen nice anlatı gelip geçerken o ayakta kalsın. Bu sorulara cevap arayan biri ilk olarak işte bu kadim anlatılara bakmasın da nereye baksın? Ben de bu düşünceyle geçtiğimiz seneden beri, destanlar olsun peygamber kıssaları olsun, cevapları modern anlatılarda değil kadim anlatılarda aramaya başladım. Modern anlatıların değerini inkâr etmiyorum; ama kadim sıfatını hak edecek kadar uzun yaşamış ve hâlâ etkili olan bir anlatı varken vakti önce ona ayırmak bana daha faydalı görünüyordu. Tekamül Topluluğu’nda İlyada ve Odysseia’yı birlikte okumayı teklif etmiştim ama kabul görmedi. Bu yüzden Christopher Nolan’ın Odyssey filmini çekeceğini duyunca oldukça sevindim; Kara Şövalye’den Interstellar’a önceki filmlerini sevdiğim bir yönetmendi. Filmi izledim ve açık konuşmak gerekirse genel olarak memnun kalmadım. Ama bu deneme filmi neden beğenmediğimle ilgili değil. Tam tersine, Nolan’ın destanda yaptığı ve beni en çok düşündüren bir değişiklikten ötürü yazıldı. İşin ironik tarafı da şu: cevapları kadim anlatılarda aradığını söyleyen ben, aradığım cevaplardan birini kadim metnin kendisinde değil, modern bir yönetmenin o metne yaptığı bir müdahalede buldum. Destanın orijinalinde lotus, yolculuğun başında karşılaşılan kısa bir duraktır. Kikonlarla yaşanan çatışmanın ardından fırtınaya yakalanan Odysseus’un gemileri dokuz gün sürüklendikten sonra Lotus Yiyicilerin ülkesine varır. Ada halkı keşfe giden adamlara düşmanlık etmez, onlara kendi yiyecekleri olan lotus meyvesini ikram eder. Ama meyveyi yiyenler eve dönme isteğini tamamen kaybeder; tek istedikleri orada kalıp lotus yemeye devam etmektir. Odysseus ağlayan adamlarını zorla gemilere sürükler, kürek sıralarının altına bağlar ve geri kalanlar lotusu tatmadan hemen denize açılırlar. Homeros’ta lotus düpedüz bir tuzaktır; iyi bir yanı yoktur. Nolan bu bölümü tamamen çıkarmış ama lotusu atmamış; meyveyi çiçeğe çevirip hikâyenin merkezine, Kalypso’nun adasına taşımış. Filmde gemisini ve mürettebatını kaybeden Odysseus, tek kurtulan olarak Kalypso’nun adasına vurur. Kimi zaman kendisinin, kimi zaman tanrıların sebep olduğu felaketler onu öyle bir hâle getirmiştir ki karaya çıkmış olsa da bilinci yerinde değildir. Ona âşık olan Kalypso, acılarını dindirmek için ona lotus çiçeği yedirir. Lotus acıyı dindirir ve kişiyi iyileştirir ama bir bedeli vardır: kişiye geçmişini unutturur. Odysseus yedikçe iyileşir, iyileştikçe daha çok yer, daha çok yedikçe daha çok unutur; sonunda eşini, oğlunu, eve dönme ateşini, hatta kim olduğunu bile unutur. Kalypso onun yanında kalmasını istediği için buna göz yumar ve Odysseus yedi yıl o adada yaşar. Bir süre sonra geçmişini sürekli sorgulayan, bir türlü huzur bulamayan Odysseus’a Kalypso da dayanamaz; ona nasıl tanıştıklarını ve lotusun yan etkisini anlatır, onu bağımlılıktan kurtarıp hatırlamasını ve eve dönmesini sağlar. Lotus yemeseydi Odysseus yaşadıklarını kaldıramayıp ölecekti; lotus onu kısa vadede hayatta tuttu. Ama aynı lotus yüzünden gerçek problemleriyle yedi yıl geç yüzleşti. Filmde en sevdiğim bölüm, Odysseus’un Kalypso’nun adasında geçirdiği bu süreç oldu. Çünkü izlerken kendi hayatımdaki lotus çiçekleri aklıma geldi. Kimi zaman biz de kahramanımız gibi taşıyamayacağımızı düşündüğümüz acılarla karşılaşırız ve o acıyı dindirmek için, geçmişi unutmak pahasına veya adına her yolu deneriz. Yeter ki problemi görmeyelim, acıyı hissetmeyelim. Kimileri uyuşturucuya, kimileri alkole sığınır. Ben ise moralim bozuk olduğunda League of Legends oynarım. Her biri otuz-kırk dakika süren oyunlar bana gerçek hayattaki dertlerimi unutturur. Günlük problemlerim yoktur. Orası farklı bir dünyadır. Orada çözdüğüm problemlerle, edindiğim başarılarla gurur duyarım. O gerçeklik, içinde yaşadığım gerçeklikten daha güzeldir. Filmden önce bu oyunlara yalnızca bir kaçış olarak bakıyordum. Onları oynarken bile acı çekiyordum, çünkü o vakti gerçek problemlerimi çözmeye ayırmam gerektiğini biliyordum; lotus acıyı dindiriyor ama asıl problemi gidermiyordu. Filmin bu bölümü bana başka bir ihtimal gösterdi: bazen acılarımız o kadar büyüktür ki lotusu yemek gerekir, çünkü yenmezse bünye o acıyı kaldıramayabilir. Homeros’ta lotus yalnızca bir tuzaktır; Nolan’da ise aynı zamanda hayat kurtaran bir ilaçtır. Kadim anlatıda bulamadığım bu ihtimali, onu yeniden okuyan modern bir yönetmen gösterdi bana. Bu lotus çiçeği güzellemesinden sonra şunu önemle belirtmek gerekir: destanın asıl versiyonunda da Nolan’ın versiyonunda da kimse lotus bağımlılığından kendi başına kurtulamaz. Lotusun asıl tehlikesi de budur. Kişinin geçmişini, iradesini, eve dönme isteğini siler; yani ondan kurtulmak için gereken şeyi de elinden alır. Destanda Odysseus lotus yiyen adamlarını zorla gemiye atmasaydı onlar sonsuza dek o ülkede kalacaklardı. Filmde Kalypso onu bu bağımlılıktan kurtarmasaydı Odysseus asla eve dönemeyecekti. İşte burada insanın bilinçli dostlara sahip olmasının ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar. Homeros bana lotusun tehlikesini, Nolan ise bazen gerekliliğini gösterdi. İkisini birlikte okuyunca vardığım sonuç şu: lotus tek başına yenmez. Acı gerçekten taşınamayacak kadar büyükse lotus bir ilaç olabilir, ama ancak insanı oradan çıkaracak biri varken. Tek başına yenen lotus ise adı ne olursa olsun kişinin eve dönme isteğini yok eder ve kişiyi sonsuza dek Lotus Yiyicilerin ülkesinde tutar.
Mustafa Numan Yılmaz