Öğrenme Üzerine
İbrahim Taha Tüzgen/3 Mayıs 2026/4 okuma/5 dk okuma
Öğrenme Üzerine
Hayvanlar doğar, büyür ve ölür. Biyolojik olarak bir hayvan olsa da insan için doğar, olgunlaşır ve ölür demeyi daha uygun görüyorum. Yaşam, bu sebepten ötürü, sürekli bir olgunlaşma süreci olarak tanımlanabilir ve her yeni gün bu yolculuğumuzun sonraki adımını atmak için bir fırsattır. Ömrümüzün her anında şahsiyetimizi geliştirmek ve insaniyet kazanmak istiyorsak daima özümüze bir şeyler katmaya gayret etmek mecburiyetindeyiz. Bu ilerlemeyi sağlayan ise; elbette hem her tekil insanın yapabildiği kadar temel hem asırlardır medeniyetlerin, ideoloji ve dinlerinin şahlanması ve yükselmesini sağlayacak kadar yüce olan “öğrenme” kavramından başka bir şey değildir.
Ünlü filozof John Locke’un görüşüne göre, insan zihni doğuştan boş bir levhadır. Kişi; yaşadıkça ve tecrübe ettikçe öğrendiklerini bu levhaya yazar. Bu görüşe her yönüyle katılmayanlar bile insanın ancak öğrendikçe aklına yeni bir şeyler kazıdığını kabul edecektir. Öğrenmenin küçümsenemeyecek bu değerine rağmen toplumdan çok küçük bir kısım öğrenmeye bilinçli bir şekilde gayret eder. Yok denilebilecek bir azınlık ise hayatının herhangi bir döneminde “öğrenmeyi” öğrenmeye çabalamıştır. Bu beceri geri kalan hayatımız boyunca her anımızda, her tecrübemizde daha uzun adımlarla ilerlememizi sağlayabilecekken niçin ona hak ettiği değeri verip kâmil bir hayatın kapılarından birini daha açmayalım?
Beynimiz hayatta olduğumuz sürece durmaksızın çeşitli girdilere maruz kalır. Bu girdiler, okuduğumuz bir kitap, dinlediğimiz bir ders veya pratik yaptığımız bir müzik aleti gibi bilinçli olabildiği gibi kulak kabarttığımız bir konuşma, yoldan geçerken gördüğümüz bir tabela, sosyal medyada kaydırdığımız bir gönderi gibi bilinçsiz de olabilir. Beynimiz bu girdileri işler, sınıflandırır ve bir kısmını depolar. Sonrasında unutmak istesek de depolanan bilgileri beyinden atmak mümkün değildir ve bu istenmeyen bilgilerin zihnimizde yer kaplamaması için zamanın onları silikleştirmesini ummaktan başka çaremiz yoktur. İşte bu yüzden doğru bir öğrenme için ilk dikkat edilmesi gereken, maruz bıraktığımız girdileri kontrol etmek için kendimize bir yol çizmektir. Bu yol ilk olarak öğrenme ihtiyaç ve isteklerimizi belirlemekle başlar. Sonrasında bilincimizi; bilinçaltımızı etkisi altına alacak dış dünyayı belirlemede aktif olarak kullanma, ortamımızı ve çevremizi özenle seçmemizle devam eder. Daha ilerisinde, ihtiyaç duyduğumuz noktalarda bizi yönlendirecek komünlere dahil olmamızla tamamlanır. Böylece zamanımızı ve enerjimizi, hayatımızın geri kalanında aklımızda yer tutmasını istemediğimiz bilgilerle doldurmaktan kaçınır ve farkında olmadığımız anlarda bile zihnimizi sadece bilinçli bir şekilde karar verdiğimiz düşüncelerle meşgul etmiş oluruz. Buna bir örnek olarak yakın bir dostum, zihnini bir dakikadan kısa eğlence videolarıyla doldurmak istemediği halde boş anlarında kendini bu videoları izlerken bulmaktan rahatsızdı. Çözüm olarak ise bilinçli bir karar vererek telefonundan sosyal medya uygulamalarını silip ekstra bir uğraş gerektiren internet sitesi üzerinden kullanmaya başladı. Uyguladığı bu yöntem sadece tekrar bilinçli bir şekilde sosyal medyada gezinme kararı verdiği zaman o içeriklere ulaşabilmesini sağladı ve video izleyerek geçirdiği vakti büyük oranda azalttı. Eğer hedefimiz talep ettiklerimizi öğrenip istemediğimiz bilgilerden kaçınmaksa, hepimiz ancak hayatımıza benzeri gibi yenilikler getirerek bunu sağlayabiliriz.
Bilinçsiz zihnimizle öğrenmemizin yanında bilinçli zihnimizle de öğrenmeyi öğrenmek kritik bir önem taşır. Hayatımızın azımsanamayacak bir bölümünü kaplayan uzmanlıklarımız, meslek ve hobilerimiz büyük oranda bilinçli öğrenmemizin mahsulüdür. Bir mesele üzerine çalışmaya başladığımızda araştırmalar yapar, kaynakları tarar, o konu üzerine kafa yorar ve mümkünse pratik yaparız. Bu bilinçli süreçleri doğru yönettiğimiz takdirde rotamızda hızlı ve sapmadan ilerleyebilirken yine aynı süreçler yanlış yönetildiğinde içinden çıkılamaz bir hal almaları kaçınılmazdır. Bu konuda ilk olarak Johann Hari’nin Çalınan Dikkat kitabında rastladığım ve pozitif psikoloji literatüründe de yer etmiş akış hali (flow state) kavramına değinmek istiyorum. Akış hali; bir etkinliği gerçekleştiriyor olan kişinin enerjik bir şekilde odaklandığını, tamamen dahil olduğunu ve etkinlik süresince keyif aldığını hissederek kendini tamamen etkinliğe verdiği zamanki zihinsel durum olarak tanımlanıyor. Kimimiz resim çizerken, kimimiz tarih kitapları okurken, kimimiz de belki matematik problemleriyle uğraşırken kendimizi kaybettiğimizi, saatlerin nasıl geçtiğini anlayamadığımızı ve sonucunda ortaya güzel bir ürün koyduğumuzu fark etmişizdir. Akış halindeyken kişinin zihni tamamıyla yaptığı işe odaklanarak öğrenme verimini azami seviyeye çıkarır, bu yüzden akış hali bilinçli öğrenmenin en mühim unsurlarından biridir. Hemen hemen her insanın hayatının belli zamanlarında yaşadığı bu halin ancak farkında olursak öğrenirken ondan istifade edebiliriz. Bu sebeple akış hali yaşadığımız aktiviteleri fark etmemiz ve öğrenme alanlarımızı bu konulara yönlendirmemiz, öğrenme sürecimizi geliştirecektir.
Akış halinde çalışmanın yanı sıra aktif öğrenmemizi geliştirecek bir diğer düzenleme, çalışma rutin ve ritüelleri edinmektir. Öğrenme verimimizi artırmak adına önceden belirlediğimiz yer, zaman ve durumda çalışmak; çalışmaya başlamadan önce ve çalışmamız bittikten sonra belli ritüelleri tekrarlamak dikkat dağıtıcılarla karşı mücadele etmenin değerli birer hilesi gibidirler. Zihnimiz, aynı ortam ve zamanda düzenli olarak öğrenmeye zamanla alışacak, bu sayede meşgul olduğumuz konuyu çok daha hızlı ve doğru kavrayacaktır. Düzen içinde öğrenmenin bir diğer faydası da rutinlerimize, öğrenme seviyemizi fark etmeyi sağlayan kontrol adımlarının kolaylıkla eklenebilmesidir. Böylece kişi, önceki çalışmalarında eksikleri olup olmadığını daha rahat fark edip tamamlayarak temeli sağlam bir bina inşa eder gibi yeni bilgileri parça parça zihninin derinliklerine işlemeyi başarır. Öğrenmenin tatmini işte bu özenle işlenen ayrıntılardadır.
Ortamımızı doğru öğrenmek için şekillendirdikten ve bilinçli bir şekilde doğru çalıştıktan sonra öğrenme süreci henüz sonlanmıyor. Öğrendiklerimizi uçucu değil kalıcı hale getirmek, zihnimize kazınmasını sağlamak için yapmamız gerekenler de elbette var. Bu aşamanın ilk adımı “Pürdikkat” ve “Dijital Minimalizm” kitaplarının yazarı Cal Newport tarafından üretken meditasyon olarak adlandırılıyor. Tarihe geçmiş birçok ismin kullandığı bu pasif pekiştirme yöntemi, aslında halk arasında en iyi fikirler duş alırken akla gelir söyleminin de güzel bir açıklaması. Üretken meditasyon, aktif öğrenmenin ardından zihne yük olmayan yürüyüş, koşu, araba sürme gibi fiziksel aktivitelere zaman ayrılmasına denir. Bu vakitlerde zihnimizin verim ve üretkenliği en üst seviyelere ulaşarak son maruz kaldığı bilgileri en iyi şekilde kullanmasını sağlar. Öğrenmenin son adımında ise yapmamız gereken, bilgi bombardımanı altında ezilmemek ve bilgileri etkili bir şekilde uzun süreli hafızaya kaydetmektir. Bu adımda düzenli tekrarlar yapmak, bilgilerin kısa süreli hafızadan çıkarılıp kalıcı hafızaya taşınmasına kritik bir rol üstlenir. Özellikle beynimiz öğrendiklerimizi unutmaya başlamadan önce onları tekrar etmek zihnimizin taşan bilgileri tıpkı bir sünger gibi geri emmesini sağlar. Böylece vaktimizi ve çabamızı yoğunlaştırdığımız konu ve işlerin silinip gitmek yerine hayatımız boyunca bize hizmet eden birer yardımcı gibi her an yanımızda olmalarını sağlar.
Elbette verimli öğrenmenin daha birçok faktörü vardır. Bu yazıda değinilen noktalar, öğrenmeye değer veren okuyuculara naçizane tavsiyeler, uçsuz bucaksız bir bilgi deryasında gezerken kayığımızı güçlendirmek için çaktığımız birkaç destek tahtasıdır. Asıl anahtar, durmadan sürekli olarak ilerlediğimiz bu yolun hiçbir zaman son bulmayacağının bilincine varabilmektir. Son olarak, öğrenmenin değeri herhangi bir toplumun ona gösterdiği ihtimamla ölçülmez. Buna karşın, toplumların değerini ölçmede, sahip oldukları bilgi birikimi önemli bir kıstas olabilir. Öğrenmeye ve bilgiye değer veren toplumlar olabilmek dileğiyle…
İbrahim Taha Tüzgen

İbrahim Taha Tüzgen
2001 Kasım'da Fatih'te doğdu.
Tüm yazılarını gör →