Kopenhag Etkisi
Hamza Arslan/3 Mayıs 2026/1 okuma/2 dk okuma
Kopenhag Etkisi
Okulum 2024 Temmuz ayında bitti. Okurken sanırım 2.5 sene önce aldığım bir karar ve koyduğum hedefti yurtdışında staj yapmak. Tabii o kararı aldığım andaki Hamza ile şuan bu yazıyı yazan Hamza arasında çok fark var. ama yine de kararın getirdikleri ikisi için de denemeye değerdi diye düşünüyorum ki şuan Kopenhagda stajımı bitirdim ve İstanbula geri dönüyorum. Bu yazımda Kopenhagın güzelliklerini anlatmayı hedeflemiyorum, aksine Kopenhagın benim dünyamdaki güzellik tahayyüllerine etkisinden, beni nasıl etkilediğinden ve gerçekten benim için neyin önemli olduğundan bahsedeceğim. Inşallah okuyanlar için, ileride okuyacak Hamza için ve değerlerim için faydalı ve yol gösterici bir yazı olur.
Kopenhaga geldiğimde, önce en çok dikkatimi çeken iki şey mimarisi (mimar olduğum için değil, cidden farklıydı) ve bisikletleri oldu. Mimarisini kısaca anlatmak gerekirse Tuğla kagir sistem, geniş açıklıklar, Türkiye’de göremediğimiz yüksek açılı çatılar en gözle görülür özelliklerinden.
Geldiğim ilk hafta bisiklet almadım diye hatırlıyorum. Ama 2. Hafta mecbur almak zorunda kaldım çünkü hükümet ve belediye cidden sizi bisiklet kullanmaya zorluyor. Böyle düşünmemin sebebi ise hem toplu taşımanın çok pahalı olması (5 km mesafede bir yer için yaklaşık 130 tl) hem de yolların, trafiğin tamamen yaya ve bisiklete öncelik verilerek ayarlanması. Sanırım sevmeye sevmeye 2 ay boyunca günde 20 km bisiklet sürdüm.
Ayrıca bir diğer yoğun hissettiğim bir nokta da yerli insanlarda sürekli karşı tarafa gülümseme ihtiyacının olması zorunluluğu kendini çok hissettiriyor. Bir noktada rahatsız etmeye başlıyor çünkü karşı tarafın sana gerçekten gülümsemek istediği için değil, zorunda olduğu için gülümsediğini anlamaya başlıyorsun. Bu da sanırım Avrupalıların bize neden soğuk geldiğinin bir başka açıklaması oluyor. Iyi duygularda yapmacık olmak türk insanına ters geliyor. Aslında gülümseme alışkanlığının türk toplumu için çok yararlı ve verimli olacağını düşünüyorum çünkü türk insanında yapmacık duygu yapma yeteneği (veya isteği) neredeyse hiç yok.
Cumartesi günleri sabahtan bayanların dersi olduğu için (benim odamın girişi de bu sınıftan oluyordu) onları rahatsız etmemek adına 9 dan önce evden çıktım. Bu yüzden kopenhagda kaldığım her cumartesimi neredeyse kütüphanede geçirdim. Kütüphanede farkettiğim bir diğer konu ise insanlar çocuklarıyla, babalarıyla, eşiyle ve arkadaşlarıyla kütüphaneye gelip keyifli zaman geçirebiliyorlardı. Bu da aslında kütüphaneye gitmemin bir başka nedeni oldu çünkü kütüphane bile olsa insanlara sevdikleriyle beraber oturabilecek, shobet edebilecek, çocuğuyla vakit geçirebilecek alanlar için de pay bırakmak cidden o mekânın huzurunu, yaşamasını sağlıyor. Umarım bunu önce kendi hayatıma ve sevdiklerime karşı, sonra da ileride tasarlayacağım yapılarımda da öncelik olarak alabilirim çünkü çatı, insan içindir. Insanı insan yapan şeylerden uzaklaştırdığında çatı, asıl işlevini kaybeder, ev sıcaklığını, samimiyetini koruyamaz.
Hamza Arslan