Bi’ Türlü Başlayamıyorum
Yahya Asım Döner/3 Mayıs 2026/3 okuma/2 dk okuma
Bi’ Türlü Başlayamıyorum
Süt almak için buzdolabını açtım ama sütüm kalmamış. Buzdolabımın üstünde uzunca bir yapılacaklar listesi var. Listenin başında eve alınacaklar sırayla: Ajanda, Yumur, Kedi Maması… Listenin sonuna süt yazmak için elime kalemi aldım. Tükenmez kalem son nefesini ü’nün noktalarını koyamadan verdi. Artık süt yerine su almam gerek. Listeye kalem yazmam lazım ama kalem bana ben kaleme bakıyorum.
Günümüz bilgisayarlarını tam verimle çalıştırmak için geliştirilmiş bir teknik var ki ismine “Preemptive” diyorlar. Bu ne diyecek olursanız arsız dünya düzeninin bir ve sıfırlara dökülmüş halidir derim. Düşünün ki günlerce çalıştığınız bir mülakat var ama sürekli erteleniyor. Tam bu sefer kaptım diyorsunuz patronun Almanya’dan üçüncü dereceden kuzeni geliyor. Siz de böyle boş boş, boş buzdolabına baka kalıyorsunuz buna da “Starved” diyorlar. Bu tekniğin bir eksiği var ki ona da “Deadlock” diyorlar. Ha bu da ikinci dereceden kuzenle üçüncü dereceden kuzenin torpil için birbirini yemesi.
Kara kara, kara kalemle girdiğim bu bakışma mücadelesinden nasıl kurtulacağımı düşünüyorum. En son bir bant alıp kalemi dolaba bantladım.
Ne zaman bir işe başlamak istesem uzun bir iş zinciri bu işi takip eder. Mesela bu sabah komşum gel bi dışarı çıkalım dedi. Şimdi dışarı çıkmadan bir duş alsam iyi olur. Sonra da evi toparlasam. Çamaşırları da yıkamak lazım... Başka zaman inşallah. Ertelemek artık bende bir hastalık olmuş. Bu hastalık bende öyle bir hale geldi ki artık kelimelerin son hecelerini yazmayı bile erteliyorum. Ertelediğim yüzlerce iş görüşmesi var. E-posta kutum yengesi tarafından ağzına sarma tıkıştırılan tombik kuzen misali dolmuş durumda.
Komşumun zorlamasıyla arabasına atlayıp bir iş görüşmesine gidiyoruz. Komşum bir garip adamdır. Az konuşur, az yer, az uyur. Evinde bir masa bir de sandalye vardır. Nerde uyur bilinmez. Parası vardır da hiçbir şey almaz. Hediyeyi de başkasına verir. Görüşme sonunda “Biz sizi sonra ararız” diyorlar. Demek ki onlar da erteleme hastalığına yakalanmış.
Bir kedim var ismi Başar. Günlerdir eve uğramıyor. Maması bittiğinden beri tepkili. Yemeğini sağ olsun komşum veriyor. Şu sıralar kedimle aramız biraz limoni. Bir gece yarısı kedimi özlüyorum. Uyku tutmuyor. Artık bu hastalıktan kurtulmam gerek. Ne kadar küçük olsa da bir işi bitirmenin duygusunu yaşamak istiyorum. Dolaptan bir elma alıp masanın üzerine koydum. Başlamak bitirmenin yarısı inanmak da başarmanın yarısı derler. Gözlerimi kapatıp içimden tekrar ediyorum. “Bu elmayı bitireceğim, Bu elmayı bitireceğim…” Artık sadece ben ve elma var. Gözlerimi bir açtım elmanın yarısı gitmiş. Bıçağı alıp kalan elmayı ikiye böldüm. Masada elmanın çeyreği kaldı.
Market alışverişinden döndüğümde kedim kapının önünde beni bekliyordu. Yeni paketi açıp kutusuna biraz yaş mama koydum. Buzdolabının üstüne bantladığım kalemi alıp çöpe attım. Yeni kalemimle yapılacaklar listesinin üstünü tek tek çizmeye başladım. Bir süre sonra listede hiçbir şey kalmadı. Koltuğuma oturup ne yapsam diye düşündüm. Komşumu gezmeye mi çağırsam?
Yahya Asım Döner