TEKAMÜL
← Tüm denemeler

Deney ve Deneyim

İbrahim Taha Tüzgen/3 Mayıs 2026/1 okuma/5 dk okuma

Deney ve Deneyim

Kişi kendinin doktorudur. Böyle sözlere edebiyatımızda sehl-i mümteni denmiş, kolay görünen ama söylemeye çalışıldığında kolay olmadığı ortaya çıkan. Gerektiği kadar net, tek duyuşta anlaşılabilen fakat içinde oldukça derin anlamlar barındıran bir deyiş, “kişi kendinin doktorudur”. Öyle ki birçok zamanlar sıkıntılarımızı işin profesyonellerinden daha etkili çözdüğümüz olmuştur. Fakat gerçekten her zaman bunu böyle mi kabul etmeliyiz? Kişi gerçekten de kendinin doktoru olmalı mıdır?

Bu sorulara cevabı benzer fakat bir o kadar da farklı iki bilgi kaynağını karşılaştırarak aramayı uygun buldum. İngilizcede ve bazı latin kökenli dillerde experiment ve experience, Arapçada aynı kelimeyle tecrübe ve tecrübe, Türkçemizde ise deney ve deneyim olarak isimlendirilen bu iki bilgi kaynağı farklı farklı dillerde önceden yapmak/denemek kelime köklerinden türetilmiş. Bu ortaklık elbette tesadüf değil. Her iki kelime de bize daha önce yaşananlardan bilgi veren bir olayı/durumu karşılıyor. Amacım filolojik inceleme yapmak, kelime köklerine yapım ekleri getirdiğimizde oluşan farkları göstermek değil. Bu iki kelimenin anlam olarak nasıl ayrıştığını ve bu ayrışmanın hayatımızı nasıl etkilediğini incelemek istiyorum.

Temelde kullanımlarına baktığımızda herkesin kabul edeceği gibi bu kelimelerden “deney” kontrollü, bir hedef doğrultusunda kurallar dahilinde yapılan, sonucuna bilimsel olarak biraz daha güven duyulabilecek, genel ve nesnel sonuçlar üretmesi beklenen bir olayı tanımlar. Bunun yanında “deneyim”, bir kişinin yaşamı sırasında karşılaştıkları sonucu edindiği özel ve öznel bilgilere karşılık gelir. Bu tanımlar genelde karıştırılmaz. Bu iki olayın sonucunda özellik bakımından birbirinden çok farklı iki bilgi türü ortaya çıkar. İşte ortaya çıkan bu bilgiler sıklıkla birbiri yerine kullanılmaya çalışılır. Dolayısıyla bu iki kavramı öğrenmek ve sonucunda elde edilen bilgileri ne zaman ve nasıl kullanacağımızı iyi belirlemek gerekir. Deneyin ve deneyimin karşıladığı durumların yanlış anlaşılması veya bu ikisinin birbirinin yerine geçebilecek varlıklar olarak görülmesi olaylara bakışımızı fazlasıyla etkiler.

İlk olarak incelemeye deneyimle başlayalım ve deneyim kaynaklı bilgilerin ne zaman, hangi durumlarda kullanılacağı konusunda fikir yürütelim. Hayatta deneyim kazanmak şüphesiz çok değerlidir. Elde ettiğimiz deneyimler bizim karakterimizi şekillendirir, ileride karşılaşacağımız durumlarda tepki ve davranışlarımızın nasıl olacağını belirler. Her insan eşsiz olduğu için aynı olayı yaşayan iki farklı kişi yaşadıkları olaydan aynı deneyimi elde etmek zorunda değildir, ki çoğunlukla da aynı olaylardan farklı deneyimler elde edilir. Buna deneyimin kişiye özgülüğü adını veriyoruz. Benzer şekilde, bir insan farklı zamanlarda yaşadığı aynı olaydan da farklı deneyimler elde edebilir. Aynı davranışımıza bugün bir tepki verirken yarın farklı bir tepki veren kişilerle sık sık karşılaşırız çünkü muhatabımız aynı davranışı farklı zamanlarda farklı deneyimleyebilir. Buna da deneyimin zamana özgülüğü diyoruz.

Bahsettiğimiz gibi, deneyimin kişiye özgülüğü sebebiyle sonucunda elde edilen bilgiler her zaman bir başkası için geçerli olmaz. Bu geçerliliği anlayabilmek için aradaki neden sonuç zincirine bakmak gerekir. Aynı neden sonuç zinciri ikinci kişi için de mantıklı şekilde tamamlanabiliyorsa deneyim sonucunda elde edilenler onun için de faydalı olabilir. Basit bir örnekle somutlaştırmaya çalışalım. Kas spazmı sonucu beli ağrıyan birinin belini esnetmek için hareketler yapması iyileştirici bir etki yaratır, esneme hareketleri bu kişi için olumlu bir deneyim oluşturur. Bu deneyimini kas spazmı sebebiyle bel ağrısı çeken bir başkasına aktardığında gerçekten de onun da yararlandığını görür. Sonra bu kişi, bel fıtığı sebepli bel ağrısı yaşayan arkadaşına bu hareketleri kendi bel ağrısına iyi geldiği ve hatta öneride bulunduğu diğer kişiler de iyileştiği için tavsiye eder. Bel fıtığı sorunu yaşayan arkadaşı iyileşme ümidiyle bu hareketleri kendini zorlayarak yapar ve sonucunda fıtığı ilerler, ağrıları artar. Aynı egzersizler, farklı sebepten ağrı çeken kişide olumsuz bir deneyim oluşturur. Bu olaya baktığımızda iki farklı sebep sonuç zinciri olduğu için iki farklı deneyim ortaya çıkmıştır. Deneyimin zamana özgülüğüne de bir örnek verecek olursak, bundan 2 sene önce altın satın alan biri 1 sene boyunca sürekli zarar edip kötü deneyimler yaşamış olabilir. Aynı kişi 1 sene önce aldığı altınlardan çok yüksek kâr elde edip iyi bir deneyim de yaşamış olabilir. Kimse aynı olayı iki defa yaşadığında aynı deneyimi elde edeceğinin garantisini veremez. Çünkü bahsettiğimiz sebep sonuç zinciri zaman içerisinde değişime uğrayabilir. Yani öğrendik ki deneyimlerin benzer olması için deneyimi kapsayan sebep sonuç zincirinin benzer olması gerekir. Aksi takdirde beklenen sonuç tekrar elde edilemeyecektir.

Madalyonun öbür yüzünde bizi bekleyen “deney” de tam bu notada ortaya çıkıyor. Bahsettiğimiz sebep sonuç zincirlerini inceleyip hangi sebeplerden genellikle hangi sonuçların elde edildiğini anlayabilmeyi amaçlayan faaliyetleri deney olarak adlandırıyoruz. Yani sonuçların ne zaman tekrarlanabilir olduğunu tespit etmemizi sağlar deney. Aynı örnekler üzerinden ilerleyelim. Deneyin amacı, beli ağrıyan yüz kişiye aynı egzersizleri yaptırıp bunların kaçında iyiye gidiş, kaçında kötüye gidiş, kaçında etkisiz olduğunu ölçmek olabilir. Sonrasında iyiye gidenlerin ve kötüye gidenlerin ayrı ayrı ortak özelliklerini inceleyip bir genellemeye ulaşmayı hedefleyebilir. Bu deney sonucunda ulaşılan bilgileri genelleyebilmeyi işte bu kontrollü ve amaçlı çabanın, aradığımız sebep sonuç zincirini ortaya çıkarmasına borçluyuz. Bu yüzden komşumuza iyi gelen egzersizleri değil doktorumuzun muayenesine göre bize tavsiyesi olan egzersizleri tedavimiz için kullanmalıyız. Aynı şekilde bir deney geçen sene altının getirisini değil on, yirmi belki de elli yıllık altın hareketini, alım satım stratejilerinin geçmişe dönük testlerini takip eder. Altının hangi durumlarda nasıl bir eğilim gösterdiğini, hangi küresel olaylardan nasıl etkilendiğini tespit etmeyi hedefler. Böylelikle altın hareketlerindeki sebep sonuç zincirini bize görünür kılmaya çalışır. Yine bu sebeple geçen sene altından çok kazandığımız için altın alırsak 2010’da altından çok kâr edip 10 sene boyunca elinde hiçbir getirisi olmayan altınlarla kalakalmış yatırımcılardan biri olmamız muhtemeldir. Odaklanmamız gereken, tekil olaylarda kazanıp kaybetmek değil, kontrollü bir şekilde ortaya koyulmuş sebep sonuç zincirinin hangi noktasında olduğumuzu anlamaktır.

Sonuç olarak, denildiği gibi kişi kendinin doktoru olabilir. Bir defa iyi deneyimlediği bir yöntem ikinci seferde de iyi gelebilir. Fakat belli ki gelmeye de bilir. Olayların, vücudumuzun, piyasaların, hatta günlük kullandığımız arabanın bile iç yapısını anlamadan, daha önce deneyimlediğimiz için bunlarla ilgili sorularımızın cevaplarını bildiğimizi zannedersek durumlar felaketle sonuçlanabilir. Aynı şekilde deney sonuçlarına göre bir yargı genellenebiliyor diye hepimiz için geçerli olacağına inanmak ve bu bilgiye körü körüne bağlanmak da bize çok kritik hatalar yaptırabilir. Yani bu iki bilgi kaynağının hem nimetinin hem de lanetinin sebebi aynıdır. Biri çok özelken diğeri aksine çok geneldir. Her ikisini de kavramak ve ayırt edebilmek hayatımızda doğru kararlar vermemizi kolaylaştıracaktır.

İbrahim Taha Tüzgen

İbrahim Taha Tüzgen

İbrahim Taha Tüzgen

2001 Kasım'da Fatih'te doğdu.

Tüm yazılarını gör →